Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu
  PRENSES ANNE OL(A)MADIĞIM İÇİN SUÇLU MUYUM? SAHİ, SEN BENİ ALLAH YOLUNDA NASIL KAYBETTİN? Anne Sütünden Ayrılırken... ÖZÜR DİLERİM ÇOCUĞUM... ##

12 Tem 2014

En Gerekli Devrim: Mide Devrimi

3 Yorum sayısı
EN GEREKLİ DEVRİM: MİDE DEVRİMİ

Kendisine ‘hikmet’ nimetinin bahşedildiğini düşündüğümüz bir büyüğümüz, bir tespitini şöyle dile getirmişti: "İslam aleminin, Müslümanların en büyük sorunlarından biri “yemek”tir. Yemek sorununu halledebilirlerse, bir çok problem peşinden çözülecektir.”

Önce durup bi düşünmüştüm; “Yemek"... Basit bir mesele gibi yankılanmıştı zihnimde. Üzerinde durdukça bu sözün ne kadar doğru ve haklı olduğuna kanaat getirmiştim.

Yıllardır tüketmekten şiddetle kaçındığımız, içeriğinde bulunan alkolün defalarca dile getirildiği ve aynı zamanda boykot ürünü de olan içeceklerin, Hac mevsiminde ve umre zamanlarında; Mekke ve Medine’de en çok tüketilen içecek olması, kafir fast-food, hamburger firmalarının, restoranlarının Müslüman beldelerinde ve ne hazindir ki Kabe’nin çok yakınlarında yeni yeni mekanlar açması bu sözün ne kadar haklı olduğunu gösteriyor maalesef…

Her gün gerek Kabe’den, gerekse dünyanın her yanından milyonlarca el, duaya açılırken, niçin kabul olmuyor bu dualarımız? Ümmetin üzerine çöken zillet niçin kalkmıyor?

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatıyor:  
Resûlullah (s.a.v.) bir gün şöyle hitap etti: 

Ey insanlar! Allah Teâlâ tayyibtir (temizdir), tayyibten başka bir şey kabul etmez. Allah'ın mü'minlere emrettiği şeyler, peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır. Nitekim Allah: "Ey Peygamberler, Temiz/helal şeylerden yiyin, salih amel işleyin. Çünkü ben yaptıklarınızı hakkıyla bilenim" (Mü'minûn, 51) diye emretmiştir.
Mü'minlere de: "Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz/helal olanlarından yiyin" (Bakara 172) diye emirde bulunmuştur.”  Sonra şöyle buyurdu: “ Allah yolunda sefer yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini göklere uzatarak: "Ya Rab, ya Rab!" diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl makbul olur?" [1]

Helal gıda zihinlerimizde çok daha fazla yer etmesi gereken bir konu. Bu dünyada Müslüman kalabilmemiz için, Müslüman nesiller yetiştirebilmemiz için sürekli gündemimizde olması şart.

Alışveriş yaparken elimiz herhangi bir yiyeceğe gidiyorsa, çocuğumuzun tükettiği abur-cubur tarzı ürünlerin ‘içindekiler’i okumak aklımıza bile gelmiyorsa, mutfağımızda kullandığımız malzemelerin, midemizden geçenlerin ne olduğu bizi çok da ilgilendirmiyorsa durup düşünmemiz gerekiyor. Biz hakiki anlamda İslam’ı hayatımıza geçirmek istiyor muyuz?  Çocuklarımızın güzel Müslümanlar olmasını arzu ediyor muyuz?

 Abdullah b. Abbas (r.a) dedi ki: 
“Midesinde haram bir şey bulunan kulun ibadetini Allah kabul buyurmaz.” 

İbn Ömer (r.a) dedi ki:
“Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çivi gibi olsanız bile, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez.”
  
İbadetlerimizin kabulü için, göz aydınlığı nesiller için, cenneti kazanabilmemiz için;
İlla ki helal,
İlla ki helal,
İlla ki helal…

Şunu unutmamamız gerekiyor ki midesinde, nefsinde devrim yapamayanlar, büyük devrimlerde başarılı olamazlar.
Kardeşlerimizden bazıları, her taraftan kuşatıldığımız böylesi bir dünyada, bunun çok da yapılamayacağını, devam ettirilemeyeceğini söylüyorlar. Bizse; Müslümanların özellikle son zamanlarda artan umut verici çalışmalarıyla, bunun zor da olsa mümkün olduğunu, "Yapsak da olur yapmasak da olur" düşüncesinin yanlış olduğunu ve herkesin sorumluluk taşıdığını düşünüyoruz.

Bazı annelerimiz ise; çocuklarda bu bilincin nasıl yerleştirileceği, onların çocuk olup her şeyi isteyebilecekleri, kısıtlamanın ters tepkiye yol açabileceği gibi kaygılar taşıyorlar.

Çevremizde gözlemlediğimize göre; çocuklar, anne-baba kararlıysa ve alternatifler sunuyorlarsa –ki bu alanda alternatiflerimiz var- ebeveyni zorlayacak taleplerde bulunmuyor ve alınmayan ürünlere karşı istekte bulunsa dahi ısrarcı olmuyor.

Bir yakınımın çocuğunun elinde, şüpheli değil de, içeriğindeki haram maddenin kanıtlanmış olduğu bir jelibon gördüğümde şaşırmış ve hemen anneye söylemiştim. Anne de şaşırmış bir halde, bazı sorular sorarken, 8-9 yaşlarındaki çocuk çok sevdiği ve yeni açtığı jelibon paketini hemen kenara bırakarak: “Öyleyse ben bunu yemem” demişti.

Bilelim ki, çocukların imanları, samimiyetleri büyüklerinkinden daha kuvvetli…
Ve unutmayalım ki; anne, samimi, kararlı olur ve gayret ederse Allah ona bu eğitimi kolaylaştırır.

Son olarak bir şehidin oğlunun, babasından bahsettiği sözleriyle noktalayalım yazımızı:
“Düşündüğümde babamı, çok kolay şehid olmadığını anlıyorum. Biz onu yakinen biliyoruz. Geceleri namazda devamlıydı. Ve kendisine hazır, paketli birşeyler ikram ettiğimizde ‘İçinde ne olduğunu bilmediğim şeyi ben yemem.’ diyerek geri çevirirdi.”
   
Yüce mertebeler için, büyük ameller gerek demek ki…  
                                                                     
Not: Helal gıda konusunda hassasiyetlerini artırmak ve çalışmalardan haberdar olmak isteyen kardeşlerimiz http://www.gimdes.org sitesini takip edebilirler.

                                                                                                                                                  Ummu Nidal




[1] Müslim/Zekat 1015. Tirmizi 2992.                                    
  
   
..devamı »

7 Tem 2014

Evde Okul, Okulda Kalite / Ahmet Maraşlı

Henüz yorum yok!

Kitabın adı: Evde okul okulda kalite
Yazarın adı: Ahmet Maraşlı
Yayınevi: Timaş
Sayfa sayısı: 310

Kitapta dikkatimi çeken ilk nokta ismi oldu. Doğrusu bu orijinal isim oldukça heyecanlandırdı beni. Kitap evde okul inşa etmenin öneminden ve bu okulda neler yapılabileceğinden bahsediyor öz olarak. Anne babanın çocuklarına evde vermeleri gereken eğitimin resmini o kadar güzel çiziyor ki, okuyucu bu resimde kolaylıkla kendi eksik bıraktığı noktaları fark edebiliyor. 

Kitabın doğuş sürecide ilginç; bir gün yazar, bir kitapçıya girip çocuklarına evde uyguladığı çalışmaları özetleyerek; “Benzeri konuları içeren bir kitap var mı?” diye sormuş, kitapçı; “Beyefendi, siz bu anlattıklarınızı kitap halinde yazsanız da bassak!” cevabını vermiş. Bu cevaba şaşırmış Ahmet Maraşlı. Uyguladıklarını yazması için teşvik olmuş bu diyalog.

Yazar kitabı iki bölüme ayırmış;
Birinci bölümde; çocuğa verilecek yüksek değerlerin nasıl öğretilmesi gerektiğini kendi hayatından örneklerle anlatıyor. Anne babaların kolayca kullanabileceği pratik yöntemler veriyor.
Özellikle çocuğun hayatı yorumlaması, problemleri halledebilmesi, kendini tanıması, olumlu hisler geliştirmesi, insanlarla diyalog kurması, kendini ifade etmesi, sorumluluk alması, doğruyu yanlıştan ayırt etmesi, kararlı ve iradeli olması gibi üstün meziyetleri kazanmalarından bahsediyor.

İkinci bölümde ise; çocuğun kapasitesini en iyi şekilde kullanıp başarılı olabilmesi ve ufkunun açılması için bir çalışma programı anlatmış. Bu çalışma programını yazar evinde kendi çocukları ile uygulayarak geliştirmiş...

Programda şu konular yer almakta;  okumayı sevdirmek, okuma çalışmaları, hızlı okuma, araştırma teknikleri, ezber çalışmaları, dikkat artırıcı çalışmalar, insan tanıma sanatı, yazı ve not tutma çalışmaları, konuşma ve anlatım, düşünce ufkunu açıcı geniş çalışmalar, araştırma teknikleri, dil öğrenme teknikleri, münazara ve müzakere metotları vs.

Programın hedefi; Bütün bu maddeler çocuğa doğru metotla, düzenli bir şekilde yerleştirilecek, böylece çocuk üç saatte yapacağını bir saat yapacak, yeteneklerini geliştirecek, ufku açılacak, araştırıcı bir zekâya sahip olacak, çalışmak kolay hale gelecek, üstün başarı göstermesi kolaylaşacak…

Yazar evde kurulacak bu küçük üniversiteyi çoğunlukla kendi çocukları ile yaşadıklarından örnekler vererek zaman zaman da tarihte yaşanmış örneklerle kolay bir dille anlatıyor. Ve bu çalışmanın evde, okulda yada kreşte uygulanması halinde çocukların her bakımdan üstün yetenek ve becerilere ulaşacağının altını ısrarla çiziyor. Buna çocuklarının program sonucunda geldikleri noktayı kanıt olarak gösteriyor.

Bu özellikleri çocuğa kazandırırken elbette her anne baba, kendilerince bazı metotlar geliştirir ancak bunlar ne kadar yeterli ve ne kadar doğru yeniden düşünülmesi gerek. Kullandığımız metotların kalitesini, doğruluk derecesini bu kitapta verilen güzel örneklerle ölçebiliriz.

Şu bir gerçek ki; ev gerçek bir okul ruhuna ulaştığında burada kazanılan ruh ve yapılan çalışmalar, bütün toplumu etkilemeye yeter. Anne babanın üst düzey eğitiminden geçen çocukların söyledikleri bir sözden, yaptıkları bir işten, olaylar karşısında verdikleri tepkilerden çok şey öğrenir çevresindeki insanlar.

Bu evde yetişen beş yaşındaki bir çocuk, evinde okul eğitimi almayan, dışarıda pek çok özel okul ve kurs bitirmesine rağmen yirmi yaşına geldiği halde bir türlü kendini bulamayan, öğrendiklerini hayatında uygulayamayan, başarıyı yakalayamayan bir gence örnek olabilir, davranışlarıyla koca bir adamın kendisini sorgulamasını sağlayabilir. Bunun örneklerini görebiliyoruz çevremizde.  

Anne baba çocuğunu okula göndereceğinde elinden geldiğince kaliteli okul, iyi öğretmen arayışına girer. Çocuğun seviyeli ortamlarda yetişmesini ister. Halbuki çocuğun yetişeceği ortamların içinde en önemlisi aile değil midir? 

İşte sonuç olarak kitap; çocuklarımızı göndereceğimiz okul, kreş, anaokulu ya da kurs bulma derdinden çok evimizde onlar için okul inşa etmek derdimizin olması gerektiğinin altını çiziyor. Dışarıdaki öğretmenden çok bizim nasıl bir öğretmen olduğumuzun hesabını yapmayı önceliyor. Bu yanıyla hayli zor bir serüvene çağırıyor anne babaları. Böylece bu yüksek okulu evinde hakkıyla inşa eden ailelerin, çocuklarına dışarıda eğitim sağlama derdi bitmiş oluyor. Bundan sonra ise çocuklarını dışarıdan gelecek zararlardan korumak düşüyor sadece…

Hayırlı okumalar…

                                                                                                                                                 Ümmü Rüveyda



..devamı »

6 Tem 2014

O da Anneydi..

2 Yorum sayısı
                                                                          O DA ANNEYDİ.. 

Bugün çok klasik ve sıradan bir hikaye anlatacağım; her annenin yakından tanıdığı bildiği.. Daha da ötesi yaşadığı..
Hangi anne bilmez ki; yorgun akşamları, uykusuz geçen geceleri, susmak bilmeyen çocukları, duvarların üstüne üstüne gelmesini, çaresizlikten gözyaşlarının hücum etmesini ve yüreğin bin parçaya bölünmesini..
O günlerden biriydi yine..
Akşama kadar üstümden bir dakika öteye gitmemişti.. 36 saattir uyuduğum uyku, 3 saati geçmemişti.. Yığılmak üzereydim fakat hala nasıl ayakta duruyordum, ben bile kendime hayret ettim.. Anne olmak böyle bir şey miydi?
Kimi zaman “Yavrum bi dur Allah aşkına” diye yaka silkecek oluyordum, kimi zaman el kadar çocuğa gösterdiğim anlayışsızlığa bakıp kendime kızıyordum.. Öyle böyle derken gözüm saatte; “Akşam olsa da bi uyusa artık” diye..
“Yorulmuştur hemen uyur” dediğim, “İyice yorulsun” diye dışarılarda oynattığım çocuğumun uyuması, yine iki saati buldu..
“Yavrum, az annene de bırak bir şeyler.. Sömürgeci misin nesin? İlla ki gücümün son damlasına kadar tüketecek misin beni?”
Evet, tüketti.. Nihayet yatağına bıraktım ve çıktım yanından..
“Uyusam, sabah aynı sil baştan.. Bir abdest alsam, güzel bi namaz kılsam, biraz ruhum yenilense, iyice yoruldum dünyadan, biraz ötelere uzatsam ellerimi..”
Derken abdestimi alıp gecenin karanlığında balkonda kıldım namazımı.. Duamı yapıp içeri girecekken; “Şöyle bir bakayım etrafa” diyerek uzattım başımı balkondan aşağı..
Sitenin parkında dolaşıyordu iki kişi.. Hem de bu saatte.. İyice dikkat kesildim; bir kadın, genç ve iri cüsseli bir çocuğun elinden tutmuş dolaşıyordu.. “Allah allah kim ki bunlar?” derken tanıdım..
Alt komşumuzdu.. Muhtemelen 25 yaşında vardı oğlu.. Rahatsızdı, bebek gibiydi, kimi görse gülerdi.. Annesi tutmuş elinden gezdiriyordu.. Kadın, yıllardır bir kez olsun çöp atmaya bile çıkamamıştı yalnız.. Yıllardır, sürekli gece nöbetleri korkusuyla defalarca sıçrıyordu yatağından.. Yıllardır titriyordu üzerine.. Sonu yoktu, ne bekleyeceği bir yaş, ne dolduracağı aylar vardı önünde..
O da anneydi..
Bense biliyordum, 2 yaşını doldurduğunda artık kendi başına oynayabilecek birkaç saat.. 4 yaşına geldiğinde kendine yepyeni bir dünya kuracak.. Ardından okul yılları.. Şehir dışında mı okuyacak? Yurt dışında mı? Sonra evlenip yuvadan uçacak..
Kaç yılım var ki şunun şurasında?
Yarın öpmek isteyeceğim, “Anne gitsene” diyecek, dudaklarımdan arta kalan izi silecek..
Sarılmak isteyeceğim, “Bebek miyim ben?” diyecek..
Yarınlar bana ve çocuğuma bambaşka yenilikler, değişimler getirirken o anne, çocuğunun yemeğini yedirmeye devam edecek, elinden tutup parklarda dolaştırmaya ve bir an bile gözünü ondan ayırmamaya..
Bu gece uykuya dalarken çokça hamd var dilimde ve dağlar kadar büyük bir utanç gelip oturdu yüreğime..
Bunca nimetin içinde şikayet etmek ne büyük arsızlık..
Ne çok unutuyoruz Allah’ım, ne de gafiliz böyle..
Elimizde iken “sıradan” gibi gördüğümüz fakat elden gidince ne kadar “olağanüstü” olduğunu idrak ettiğimiz nice nimetin için nasıl şükretsek sana?
Ve nasıl pervane olsak sağlık ve sıhhat içindeki çocuklarımızın etrafında?


                                                                                                                                             Ummu Abdullah
..devamı »

4 Tem 2014

Çocuğun İbadet Eğitimi Yazı Dizisi (9. (son) Bölüm)

2 Yorum sayısı
TESETTÜR EĞİTİMİ 

      İnsanı özelleştiren, alanlarına kimsenin girmesine izin verdirmeyen, onu kötülüklerden koruyan bir hayat tarzıdır tesettür.. Örtmek, örtünmek, gizlemek, gizlenmektir.. Hiçbir hackerin kıramayacağı bir şifreye sahip olmak demektir.
1-Tesettür Alışkanlıkla Başlar:
Çocuğun tesettür eğitimi, kimilerinin anladığı gibi ergenlik çağından sonra başlayan bir eğitim değildir. Gözlerini dünyaya açar açmaz tesettürlü bir anne ve baba modeliyle karşılaşması, bebeğin tesettür eğitimine ilk yatırımı yapmak anlamına gelir.
Altını değiştirirken tenha yerleri seçmemiz, bebeğin avret yerlerini mümkün olduğunca örtmeye çalışmamız da yine tesettür eğitiminin ilk sinyallerindendir.
2-Avret Yerlerini Koru!
Çocuğumuzun tuvalet eğitimiyle beraber, tesettür eğitimi de yoğunlaşır. Bu iki-üç yaş arası dönemdir. Anne çocuğunu tuvalete götürürken; "Yavrum gel, pantolonunu tuvaletin önünde çıkaralım. Burada giyelim de öyle gidelim. Başkaları görürse ayıp olur" gibi basit ifadelerle çocuğun örtünme ve haya duygularını harekete geçirir.
Banyo ve beden temizliği yapılırken de çocuk iç çamaşırları içinde temizlenmeli, tamamen çıplak hale getirilmemelidir. Böylece yalnızlığında bile tesettür ve hayayı bırakmayacaktır.
Behz bin Hakim (r.a) şöyle anlatıyor:
“Bir gün Rasulullah (s.a.v)’a gelerek:
-Ey Allah’ın Rasulü! Örtülmesi gereken yerlerimizi kimlere karşı örtelim? diye sordum. Bana:
-Hanımından ve cariyenden başka örtülmesi gereken yerlerini kimseye gösterme, buyurdu. Ben:
-Erkeklerin arasında olursak nerelerimizi örtelim? diye sordum. Bana:
-Gücün yettiğince avret yerlerini herkesten koru, buyurdu. Ben yine:
-Kişi tek başına olursa nerelerini örtmeli? diye sordum. Bu defa da:
-Kendisinden haya edip utanılmaya en çok layık olan Allah’tır, buyurdu.”[1]
Bu tür dikkatli davranışlar ve güzel bir anlatım sonucu çocukta tesettür ve haya anlayışı oturur. Bizim söylememize gerek kalmadan, avret yerlerini gizlemeye, başkalarının yanında soyunmamaya başlar.
Zaten insanın yapısında çıplaklıktan rahatsız olma duygusu vardır. İnsan da dahil bütün canlılar örtünme ve tesettür hassasiyetlerine uygun bir ruhsal yapıda yaratılmışlardır. Sadece tabiatından çıkanlar, fıtratı bozulanlar çıplaklıktan hoşlanırlar.
3-Gözlerini Koru!
Çocuğa sadece kendi mahrem yerlerini korumakla kalmayıp, başkalarının mahrem yerlerine karşı da bakışlarını muhafaza etmesi öğretilmelidir.
Çocukta başkalarının mahrem bölgelerine karşı bir merak vardır ve bu normaldir. Bu merak da bakmasına izin verilerek geçmez.
"Bak yavrum, herkesin bedeninin özel bölgeleri vardır. Senin özel bölgelerini kimse göremez! Sen de başkalarının özel bölgelerini göremezsin! Onlar izin verseler bile biz bakamayız. Çünkü Allah ve Peygamberimiz bize bunu yasaklamıştır. Gözlerimizi koruyarak cenneti hak ederiz. Bu özel bölgelere eğer bir hastalık olursa, sadece anne-babalar ve doktorlar bakabilir. Hastalık olmazsa, anne-baba ve doktorlar da bakamazlar" tarzında çocuğumuzla konuşmalıyız.
Çocuklarımızı içinde ahlaksız sahneler bulunan film, reklâm, dergi vb. şeylerden uzak tutmalıyız. Bir baba, evine ekmek alırken ekmeğin sarıldığı gazeteye bile dikkat etmeli, müstehcen resimlerin bulunduğu gazeteyi eve getirmemelidir. Bu tür yayınların hedefi; çıplaklığı ve hayasızlığı normalleştirmektir. Bu konuda kesinlikle erkek-kız ayrımı da yoktur. "Kızlar kızlara bakabilir, erkekler erkeklere bakabilir" gibi bir anlayışı İslam kesinlikle kabul etmez.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Erkek erkeğin avret yerine bakamaz. Kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir erkek bir erkekle vücutları birbirlerine dokunacak şekilde tek bir örtü içinde yatamaz. Yine bir kadın da diğer bir kadınla çıplak olarak tek bir örtü içinde yatamaz.”[2]
Çocuklardaki merak duygusunu ise; ders amaçlı çizilmiş olan resimlerden, insan vücuduna genel bakışla ilgili araştırma yaparak giderebiliriz. İnsan vücudunun üzerinde eklemleri, kasları belirleyebilir, omurga kemiği, köprücük kemiği, şah damarı vb. isimleri birlikte öğrenip, çocuğa sorular sorabiliriz.

4- Beş Yaş Sonrasında Tesettür:
Beş yaşına gelmiş çocuğun anne-baba banyoda da olsa kesinlikle mahrem yerlerine bakmamalıdır. Çocuk zaten beş yaşında tuvalet eğitimini tamamen kavramıştır. Kendi başına elbiselerini giyecek ve temizliğini yapabilecek durumdadır. En azından iç çamaşırlarını kendisi giymeli, dış çamaşırlar konusunda yardım almalıdır.
Erkek ve kız çocuklarına beş yaşından itibaren evde de olsa, diz kapağının üzerinde şort ve etek giydirilmemelidir. Erkeklerden ayrı olarak kızlar askılı tişört gibi açık kıyafetlerden uzak tutulmalıdır. Kızların kendilerine ait eşarplarının olması, arada sırada eşarp takmaları sağlanmalı, teşvik edilmelidir.

5- Kızlar Erkeklerden Ayrılır (On Yaş Devresi):
Mahrem yerlerini, gözlerini ve diz kapağının üzerini koruma konusunda kız ve erkek arasında hiçbir ayrım yoktur.
Bundan sonraki yaşamları boyunca erkekler mahrem yerlerini ve gözlerini koruyacak, tesettüre uygun (diz altı) elbiselerini giyeceklerdir. Tabii dönemlerinin kapalı da olsa ahlaksız, batılı, kışkırtıcı ve edebe uygun olmayan kıyafetlerinden de uzak duracaklardır. Müslüman bir gencin vakarıyla sade, temiz ve bol kıyafetler tercih edeceklerdir.
Kızların tesettür eğitimi ise; on yaş devresi ve sonrasında farklılaşmaya başlar. On yaşa hazırlık devresinde, yani 7-8 yaşlarından itibaren anne-babalar kız çocukları konusunda şunlara dikkat etmelidir:
1-Eşarp, uzun elbise, etek vb. hediyeler alarak veya kıyafetlerini o şekilde tercih etmesini teşvik ederek, dikkatini yavaş yavaş kapalı kıyafetlere çekmeliyiz.
2-Dışarıya çıkarken eteğinin altına mutlaka tayt, külotlu çorap vb. şeyler giymesini istemeliyiz.
3-Tesettür konusunda hassas olan arkadaş çevresi edinmesine yardımcı olmalı, onlarla sık sık görüşmesine imkan sağlamalıyız. Pek çok kızımız çevresinde eşarplı bir kızın olmaması dolayısıyla eşarp takamaz durumdadır. Çevrenin etkisini yok sayamayız.
4-Kızımızı arada sırada eşarp takması konusunda teşvik etmeli, güzel eşarplar, iğneler, eşarp tokaları alarak onun çocukça dünyasında tesettürü güzelleştirmeliyiz.
5-On yaş sonrasında tesettür alışkanlığını yoğunlaştırmalı, daha dikkatli olmasını sağlamalıyız. Artık yavaş yavaş erkeklerden sakınmalı, saçlarını, kollarını ve bacaklarını gizlemeye çalışmalıdır.
6-Ergenlik dönemine yaklaştığında Müslüman kızın tesettür, haya ve iffet anlayışını daha yoğun bir şekilde ayet, hadis ve sahabe örnekleriyle güzel bir şekilde anlatmalıyız.
Zaten güzel bir yaklaşım tarzıyla ve uygun arkadaş çevresiyle ergenlik çağına gelen bir kız, örtünme konusunda istekli ve heveslidir.
7-Ergenlik çağıyla beraber kızımıza "Artık genç kız oldun, daha özel, daha değerli oldun" mesajı vermeli ve tesettür konusuna tam riayet etmesini beklemeliyiz. Bu konudaki hataları yumuşak bir dille uyarmalı, takdir ve teşvikle iyiye doğru yol almalıyız.
Allah'ın emri olan tesettürün hiçbir bireyin ve kurumun isteğiyle değiştirilmeyeceği inancına sahip olan bir anne-baba, bunu duruşlarıyla hem göstermeli hem de kızlarına kesin bir inanç olarak yerleştirmelidir. Okul, gelecek vb. hiçbir şey Allah'ın emirlerinin önüne geçemez.
"Mü'min kadınlara söyle, gözlerini harama bakmaktan korusunlar, namus ve iffetlerini muhafaza etsinler. Görünen kısımlar hariç (yüz ve eller) zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini de yakalarının üzerine kadar örtsünler…" (Nur 31)

8-Tesettür, örtünme denilip geçilecek bir şey değildir. İslam'ın tesettür adabına uygun olmadıkça, kabul görmez.
Aişe (r.a) şöyle anlatıyor:
“Bir gün kız kardeşim Esma üzerinde ince bir elbise olduğu halde Rasulullah (s.a.v)’ın yanına geldi. Rasulullah (s.a.v) ondan yüzünü çevirdi ve:
-Ey Esma! Bir kız ergenlik çağına geldiği zaman, yüzü ve elleri dışındaki yerleri göstermesi caiz olmaz. (Rasulullah (s.a.v) bunları söylerken kendi yüzünü ve ellerini işaret ediyordu.)”[3]
Kızımızı dar, ince, vücut hatlarını belli eden, rengârenk, allı-pullu dış kıyafetlere karşı uyarmalı, bol, sade, dikkat çekmeyen dış kıyafetler tercih etmesi için yol göstermeliyiz.
Ayrıca kızımıza, dışarıya çıkarken parfüm, makyaj vb. koku ve süsler kullanılması hakkındaki İslam'ın hassasiyetlerini öğretmeliyiz.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Herhangi bir kadın üzerine etraftan hissedilecek bir koku sürer ve dışarıya çıkarsa, erkekler de onun kokusundan hoşlanırlarsa, zina etmiş gibi günah kazanır.”[4]
Tesettür eğitimi, toplumun ve çocuğun tercihine bırakılacak bir eğitim değildir. Biz elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra çocuğumuz tesettürlü bir hayat tarzını kabul etmiyorsa, yapacağımız şey; dua etmek, güzellikle uyarmaya devam etmektir.


                                                                                                                                      Ümmü Reyhane

"Eyvah Çocuğumu Şeytan mı Eğitiyor?" isimli eğitim kitabından alıntılanmıştır.



                                                                                                                                    Yazı Dizisi Sona Ermiştir... 

[1]     Tirmizi 2769. İbni Mace/Nikah 27.
[2]     Müslim/Hayz 78. Ebu Davud 4018.
[3]     Ebu Davud/Libas 31.
[4]     Tirmizi/Edeb 35. Ebu Davud/Tereccül 7. Nesai 5036.
..devamı »

2 Tem 2014

Çocuk Gözüyle Ramazan

Henüz yorum yok!
                                                              ÇOCUK GÖZÜYLE RAMAZAN

Bugün evde bir acayiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem "Hadi sana kahvaltı hazırlayalım" dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile! 

Ramazan 5 

Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki… Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni. Ama gülmeye cesaretim yok. 

Ramazan 9 

Niye böyle yapıyorlar? Ablama sordum, "büyüyünce anlarsın" dedi. Zaten başka ne der ki… Anneme sordum, Ramazan dedi. Babama sordum, Oruç dedi. 

Ramazan 11 

Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek. Arkadaşım Fatıma'ya sordum. Onun ailesi de gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş. 

Ramazan 14 

Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum. Uyandım. Babama haber vermeye koştum, yatağında yok! Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum. O da yok! Korkmadım, "ben bu hırsızların hakkından gelirim" dedim. Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını. 

Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta. 

Bizimkiler yemek yiyorlar! Vay uyanıklar. Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar. 

Bir de üstüme gülüyorlar… 

Korkaklar. 

Ramazan 17 

Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm. Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar. 

O zaman devam. Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca. 

Ramazan 19 

Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor. Oturup birlikte Kur'an okuyorlar. Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar. Ellerini açıp herkese dua ediyorlar. Sevim teyze de başını örtmüş. Çok da yakışmış 

Ramazan 22 

Her şey aynen devam ediyor. Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor. Hepsi akşam ezan okuyor. İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. Ne hoş. 

Ramazan 24 

Oruç'u merak ediyorum. Geçen gün Ayşe teyzem annemle konuşuyorlardı. Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu? Yok böyle olursa Oruç kaçar mı? Demek ki Oruç, çok duygulu birisi. İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor. Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor. 

Oruç'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. Onlarla tanışmaya can atıyorum. 

Ramazan 25 

Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor şimdiye kadar, gecesi olan bir adam göremedim. Bu Kadir de kim? Bin aydan hayırlı gecesi varmış. O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş. 

Ramazan 26 

İftarı çok sevdim. Akşam yemek yemeye İftar diyorlar. Gece yemek yemenin adı da Sahur. İftar sonrası eğlenceler oluyor. Babam camilere götürüyor bizi. Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde. 

Ramazan 28 

Merak içinde beklerken uyuyakaldım. Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş. Ben göremedim. Anlayamıyorum. Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum. Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor. Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar. Sinir oluyorum. 

Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor. "Abim ne zaman geliyor?" diye anneme soruyorum. "Bayram gelsin, onda gelecek" diyor. Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdi de Bayram!.. 

Soramıyorum "Bayram kim?" diye. Neden o gelmeden abim gelemiyor? Belki de ağabeyimin arkadaşıdır. Çok özledim abimi. Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım. 

Ramazan 29 / Arefe 

O kadar erkek isminden sonra bugün nihayet bir hanım ismi duyabildim. Arife diyemiyorlar mı ne? Arefe diyorlar. Niye Arefe? "Arife" olması gerekmiyor mu? Yengemin adı gibi yani… "Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik diyor annem. İyice telaşlandılar. Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar. Temizlik yapılıyor. Yemekler hazırlanıyor. Anneme "Bayram ne zaman gelecek?" dedim, "Arefe'den sonra" dedi. Demek ki Bayram ile Arefe evli değil. Akraba da değil. Kafam karma karışık. Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa. 

Ve Bayram geldi 

Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!. Oruç öldü heralde diye düşündüm. Abim gece gelmiş. Sevinçten haykırdım. Çok özlemişiz birbirimizi. 

Bütün olanı biteni bir güzel anlattım abime. Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm. Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım. Abimin tebessüm ettiği yerde, ablam kahkaha atar. Abime küser gibi yaptım hemen gönlümü aldı. Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım. 

Abimden söz aldım. Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi..) Ben de verdim.. Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı. Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu. Sendromu anlamadım. Ama olsun, abime güveniyorum. Gerçi ablam'a göre 4 yaşındayım. Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor. Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor. Abim 'bu konu beni aşar' diyor. 

Bayramı çok sevdim. Ama ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm. Bizim için her gün Ramazan olsa!.. Ne iyi olur.

Ahmet Mercan 
   (alıntıdır)
..devamı »

1 Tem 2014

Mutlu Çocuk

Henüz yorum yok!

                                                                          MUTLU ÇOCUK

   Anaokulundayız. Kapısından adımınızı attığınızda cıvıl cıvıl çocuk sesleri karşılar sizi. Gürültü, patırtıların arasında, minik ağızlardan çıkan Kur’an sesleri duyarsınız bazen. Bazen ise çocuksu bir şarkı.  Girdiğinizde buraya, onların dünyasına yaklaştığınızı hissedersiniz. Her bir çocuk ayrı bir dünyadır. Her biri keşfedilmeyi bekleyen bir alem… Ve her biri özel. Kimi daha da özel… Çevresine çok duyarlı miniklerimiz de var, kendine has bir dünya oluşturup onun dışındakilerle alakadar olmayanı da… Kimi anlatılanı hemen kaydeder, kimisi içinse farklı farklı yollar denenmesi gerekir. Hepsi çok değerlidir…
   Miniklerimizin arasında biri dikkatimi çekiyor çok zamandır.  Yüzünde gülümsemesi eksik olmayan, ‘Mutlu çocuk’ lakabını taktığımız öğrencimiz… ‘Baba’ kelimesi hiç ağzından düşmüyor bu yavrumuzun. “Babam dedi ki” , “Babamla şöyle yaptık”, “Babam…” diye devam ediyor genelde cümleleri. Her gün evine gitmeden önce sorar bize; “Öğretmenim, bugün acaba babam erken gelir mi?”
“İnşallah” deriz biz de gülümseyerek...
   Rabbimizin büyüklüğünden bahsediyorum derste. “Öğretmenim” diyor “Allah babamdan güçlü mü?” “Babanı da, seni de, beni de hepimizi Allah yarattı. O en büyük.” diyorum.  “Hımm” diyor bilmiş bir edayla. “O zaman en güçlü Allah, sonra da benim babam.”
   Büyüyünce ne olmak istediklerini soruyorum çocuklara. “Baba olacağım” diyor miniğimiz. “Tamam” diyorum “Ama polis mi, itfaiyeci mi, doktor mu hangisini seçmek istersin?” “Baba olacağım” diyor tekrardan. “Hem sakallarım da çıkacak o zaman…”
   Arkadaşının kırılan oyuncağını eline almış, onu teselli ediyor. “Benim de oyuncağım bir keresinde kırılmıştı ama babam tamir etti. İstersen götüreyim, babam tamir edebilir oyuncağını.”
   Her çocuk babasını sever. Her biri için babası çok güçlüdür. Ama bu yavrumuz bir masal, bir çizgi film kahramanından bahseder gibi bahsediyor babasından.
   Acaba babasıyla çok beraber olamıyor da hayal dünyasında kendince bir baba modeli mi oluşturmuş diye düşünüyorum. Merak ediyorum.
   Çocukların iç dünyalarını anlamanın, yüreklerinin derinliklerine inebilmenin en güzel yollarından biridir resimlerini incelemek. Resim kabiliyetinin yaşıtlarına göre daha ileri olduğunu fark ettiğimiz miniğimizin resimlerine bakıyorum.
   Uzun çöp bir adam. Gülümseyen ağzının altına kıvırcık şekiller çizmiş. Sakalları olmalı. Yanında iki küçük çocuk. Bunlar da kendisi ve kardeşi herhalde. Ellerinden tutmuş. Çocukların yüzlerinde kocaman bir gülümseme. Güneş çizmiş. Gözlerini ve gülümseyen ağzını da eklemiş. Bulutlar… Onları bile gülümsetmiş…
   Bir başka resim. Bir araba. Ön camında bir baş. Gülümsüyor, sakalları var yine. Arkada iki küçük kafa ve bir yuvarlağın çevrelediği bir baş daha. Annesi olmalı. Hepsinin yüzünde yine bir gülümseme…
   Bir başkasında annesi de dahil hepsinin elinde ayrı ayrı uçurtma…
   Bir diğer resim… Büyük bir cami... Caminin önünde kardeşiyle beraber yine babasının elinden tutmuş. Kubbesinde caminin, göz ve gülümseyen bir ağız var. Yanıma çağırıyorum. Resmi göstererek “Camiler gülümser mi?” diye soruyorum. “Evet öğretmenim” diyor. “Babam namaz kılmaya giderken bizi de götürdüğü için çok mutlu olmuş.”
   Üzgün yüz içeren hiçbir resmi yok. Mutluluğunu yansıtabileceği her yere yansıtan öğrencimizin, duygularını kağıda bu kadar güzel dökmesi beni hayran bırakıyor. Ve sadece hayal dünyasıyla babasını bu kadar benimseyemeyeceği, babasının ciddi manada onunla ilgilendiği düşüncesi ben de daha ağır basıyor.
   Okul çıkışı annesiyle konuşuyoruz.
“Eşiniz çocuklarıyla çok ilgili bir baba herhalde?” diyorum.
“Evet” diyor. “Çok vakti yoktur ama evde olduğu sürece onlarla güzel ilgilenir. Genelde yoğun bir işi olmasına rağmen her bir fırsatı değerlendirmeye çalışır.”
  “Ne güzel” diyorum.
   Öğrencimizin okuldaki konuşmalarından, her gün evine gitmeden sorduğu sorudan bahsediyorum anneye. Aynı soruyu her gün o da cevaplamak zorunda kaldığını söylüyor tebessümle.
   Konuşmamızın sonunda “Okulun en mutlu, en pozitif öğrencisi biliyor musunuz? diyorum. “Bunda kendi yapısının yanı sıra sizinle ve babasıyla kurduğu güzel iletişimin etkisi olduğunu düşünüyorum.”
   Hak veriyor. Bu nimetin farkında olduğunu belirtiyor.
  “İnşallah büyüyüp genç olduğunda da devam eder bu diyalogları” diyorum.
   “İnşallah” diyor içten bir sesle. “Böyle dua ediyorum ben de.”
  O sırada yanımıza gelen miniğimiz annesine soruyor:
  “Anne, acaba bu gün babam erken gelir mi?”
  Bakışıyoruz. “İnşaallah” diyor tebessümle.
Yüzünde güller açıyor öğrencimizin. El sallarken bana,  gülümsüyor... Gülümsetiyor…

                                                                                                                                                   Ummu Nidal
..devamı »

28 Haz 2014

Ramazan Risalesi

Henüz yorum yok!
                   


                                                     RAMAZAN; EĞİTİM AYI

                              “Ramazan ayı ki, Kur’an o ayda indirildi..” (Bakara 185)

Ramazan’ın anlam dünyası:
1-“Ramazan” ismi “Ramazî” kelimesinden türemiştir. “Güz yağmuru” anlamına gelmektedir. Güz yağmuru; yazın sonunda kuraklıktan, susuzluktan çatlamış topraklar, ağaçlar ve bitkiler suya hasret hale gelmişken gerçek bir rahmet olarak her yeri temizler. Dünyada yaşayan bütün varlıkların suya kanmasına vesile olur.
Güz yağmuru mesabesinde olan Ramazan ayı da; onu gereği gibi yaşayanları manevî kirlerden, paslardan yıkar. Günahlardan temize çıkarır. Aynı zamanda onların yanmış kalplerini rahmete kandırır, huzura kavuşturur.
2-“Ramazan” ismi “Ramza” kelimesinden türemiştir. Ramza; yazın güneşin hararetinden taşın, toprağın aşırı bir şekilde ısınması, adeta kor haline gelmesine denir. Yaz güneşi altında toprak nasıl kavruluyorsa, özellikle yaz günlerinde oruç sebebiyle insanın içi de açlık ve susuzlukla yanmakta ve kavrulmaktadır.
Oruçlu kişi bu ameli sadece Allah için yaptığında, bilinçli bir yanma gerçekleşir. İşte bu yanmayla beraber, oruçlunun günahları da yanar, kül olur. Buna göre Ramazan; günahlardan arınma ayıdır.
3-“Ramazan” ismi “Ramz” kelimesinden türemiştir. Ramz; bileme/bilenme anlamlarına gelmektedir. Araplar savaş mevsiminin yaklaşması nedeniyle, kılıçlarını, oklarını iki taşın arasında döverek bileme ve keskinleştirme işlemini bu ayda yaparlardı.
Bu anlamda Ramazan ayı; şeytana karşı, nefsin kötü arzu ve isteklerine karşı bir bilenme, bir keskinleşme operasyonudur. Bir irade eğitimidir.

Ramazan’da en önemli amel ve fikir, takva:
“Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki, takva sahibi olursunuz.” (Bakara 183)
Takva; sakınmak, korkmak, kaçınmak, titiz olmak, özen göstermek, sorumluluk sahibi olmak anlamlarına gelmektedir. Hz. Ömer’in deyişiyle; “Dikenli bir yolda, dikenlere değmesin diye paçalarını toplayarak yürümektir.” Yani; günah ve hata dikenleriyle dolu olan şu dünya tarlasında, günahları küçük görmemek, her birinden özen ve titizlikle kaçınmak demektir.
Oruç; elimize, ayağımıza, dilimize, gözümüze, kulağımıza, aklımıza, kalbimize ve bedenimizin her azasına bir parça takva koymaktır. Dünyada başıboş ve umursamaz değil, sorumluluk bilinci ve titizlikle yaşamak demektir.
Oruç; şeytana ve nefsimizin kötü arzularına karşı bilenmek ve irademizi güçlendirmek için özel eğitim almak demektir. Her akşam şeytanla aramızdaki maçta kaç sıfır önde veya geride olduğumuzu hesap etmektir.
Oruç; hazları gemlemek, nefsin esiri olmamak ve her istediğimize kolaylıkla ulaşabildiğimiz şu dönemde, hızımızı yavaşlatmak demektir. İsteklerimiz Allah’ın istekleriyle uyuştuğu zaman ona el uzatabilmektir. Değilse elimizin o konuda yok olması, helak olması, kırılması demektir.
Oruç; içimizdeki ve dışımızda tüm insan ve cin şeytanlarını zincire vurmaktır. Fısıldadıkları halde onları duymamak, yaklaştıkları halde onlardan uzaklaşmak, bize varan bütün kapıları onlara kapatmak demektir.
Oruç; sabrın yarısıdır. Oruçlu insan, hem açlık ve susuzluğa hem de insanlardan kaynaklanan eziyet ve sıkıntılara sabreder. Oruçlu insanın sinirlenmesi, sert davranması, acelecilik ve telaş davranışları göstermesi, “Oruç Kafası”ndan değil, kişinin kendi iradesizliğinden kaynaklanmaktadır. “Oruç Kafası” adı altında uygunsuz davranışlara mazeret bulmak, oruca atılmış büyük bir iftiradır.
Oruç; bir nefis muhasebesidir. Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çekmektir.
Oruç; her türlü tutsaklık ve bağlardan kurtulup gerçek özgürlüğe kanat çırpmaktır.
Oruç; hayatımıza yeni bir sayfa açma ve hayatımıza yeni bir yön verme fırsatıdır.
Oruç; Ramazan’ı çok sevmek, öyle ki yılın tamamının Ramazan olmasını dilemektir. Öyle ki, Ramazan’dan sonra, bütün bir yılı Ramazan gibi yaşama gayreti göstermektir.

Ramazan Ayının Faziletine Dair Birkaç Hadis:
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Şayet kullar Ramazan'ın ne olduğunu bilmiş olsalardı, ümmetim senenin tamamının Ramazan olmasını temenni ederdi.”[1]
“Size Ramazan ayı, bereket ayı geldi. Allah bu ayda sizi rahmetiyle örter. Rahmet iner, günahlar dökülür. Bu ayda Allah duaları kabul buyurur. Allah sizin hayırlı amellerde birbirinizle yarışmanıza bakar ve sizinle meleklere karşı övünür. Bu sebeple Allah da sizin hayırlı işlerinizi görsün. Şüphesiz gerçek bedbaht bu ayda Aziz ve Celil olan Allah’ın rahmetinden mahrum kalandır.”[2]
Rasûlullah (s.a.v) Şaban ayının son gününde bize bir hutbe irad ederek şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Büyük ve mübarek ayın gölgesi üstünüze düşmüş bulunuyor. Onda bin aydan daha hayırlı bir gece vardır. Allah bu ayın gündüzlerinde oruç tutmayı farz, geceleyin namaz kılmayı nafile kılmıştır. Allah’a yakınlaşmak ümidiyle bir hayır işleyen bir kimse diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi olur. Bu ayda bir farz eda eden bir kimse diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibidir. Bu ay sabır ayıdır, sabrın sevabı ise cennettir. Bu ay merhametleşme ayıdır. Bu ayda müminin rızkı arttırılır. Bir oruçluyu iftar ettirmek, iftar ettirenin günahlarının bağışlanmasına ve cehennem ateşinden azad edilmesine sebep olur. Oruç tutanın ecrinden bir şey eksiltilmeksizin de ona oruç tutanın ecri gibi sevap verilir.”
 “Ey Allah’n Rasûlü” dediler. “Hepimiz bir oruçluyu iftar ettirecek kadar bir şey bulamıyoruz.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Allah aynı sevabı bir hurma tanesi yahut bir yudum su yahut su katılmış bir yudum süt ile iftar ettirene de verir. Bu başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Bu ayda kölesinin yükünü hafifletene Allah mağfiret buyurur ve onu cehennem ateşinden azad eder.
Bu ayda şu dört şeyi çokça yapınız. Bunlardan iki tanesi ile Rabbinizi razı edersiniz. İki tanesine de çokça ihtiyacınız vardır. Kendileriyle Rabbinizi razı edeceğiniz özellikler, Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet getirmek ve ondan mağfiret dilemektir. Kendilerine muhtaç olduğunuz iki haslet ise Allah’tan cenneti istemek, cehennemden de sığınmanızdır. Oruçlu birisine içecek bir şey verene Allah, benim Kevser Havuzumdan içirecektir ve cennete girene kadar da bir daha susamayacaktır.”[3]  

Ramazan Tavsiyeleri:
Ramazan ayının gölgesi üzerine düşmüş olan kardeşim!
1-“Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire bağlanır.”[4] Ancak, eğer sen cennetin kapılarına dayanmazsan, kim açar o kapıları? Sen cehennemin kapılarını çalıyorsan, kim kapatır onları sana? Sen şeytanları bağlarından çözüyorsan, kim onları zincire vurur? İçinde bulunduğun ay, hürmetiyle seni korur diye aldanma! Sen onu korumazsan o da seni korumaz.
2-Ramazan ki, Kur’an’ın indirildiği aydır. Bu ayda Kur’an, senin kalbine ve yüreğine sanki ilk sefer nazil oluyormuşçasına inmelidir. Ramazan ayında Kur’an’ı hatmetmek faziletlidir. Ancak anlaşılmadan yapılan hatimlerden çok fazla beklentin olmamalı. Önemli olan bitirmek değil, anlayarak devam edebilmektir. Günde 5-10 sayfa da olsa Kur’an’ı mutlaka anlamıyla beraber oku. Öyle ki, O senin hayat rehberin ve yolunun meşalesi olsun.
3-“Hangi konum ve durumda olursan ol, Allah’ı zikretmek ve tesbih etmekle dilini yaş tut.”[5] Böylece kıyamet günü inşaallah seni şaşırtacak bir sevap hazinesine sahip olursun.
4-Ramazan’da gece kıyamlarına alış ve sekiz rekat da olsa teravih namazı kılmaya gayret et. Çünkü, “Secde etmek kadar kulu Allah’a yaklaştıran başka bir duruş yoktur.”[6]
5-Ailen, çocukların ve çevren hakkında Allah’tan kork. Onlara daha yumuşak ve sevecen davran. Onları her zamankinden fazla olarak cennete kazanmaya çalış. Okuduklarını anlat, düşündüklerini paylaş. Öyle coşku, sevinç ve mutluluk dolu ol ki, Ramazan’ın mutluluğunu onların üzerine de cömertçe dağıt.
6-Dünyanın gereksiz ve abartılı meşguliyetlerinden uzak dur. Yemeğin sade, kıyafetin sade, misafirin sade olsun. Ramazan ki, zühd ve kanaat ayıdır. Bu ayı iftar krizi, misafir trafiği ve bayram alışverişiyle elinden kaçırma. İftar ve sahurda çok yeme. Misafirine gösterişe kaçacak derecede ikram etme. Misafirlerini daha çok fakirlerden ve gariplerden seç. Çünkü bu ay; zenginlerin kendi aralarında davetleşme ayı değil, aralarına garipleri alma ayıdır.
7-İftar vakitlerini mutfak ve alışveriş koşturmalarıyla geçirme. Vaktini güzel ayarla ve iftar saatini dua ile değerlendir. Çünkü “Her oruçlunun iftar vaktinde makbul bir duası vardır.”[7] 
8-“Bu aydan mahrum kalan kimse bütün hayırlardan mahrum kalmış gibidir.” Kardeşim! Rabbim, bu ayı en hayırlı şekilde değerlendirmeni ve arınmış olarak tamamlamanı nasip etsin. Öyle ki, ömrün bir Ramazan rahmetiyle sona ersin…

Ramazan’ımız mübarek olsun..
Cennet yolunda nice hayırlara vesile olsun..

                                                                                                                                               Ummu Aişe





[1] Beyhaki/Sünen 3/335.
[2] Heysemi/Mecmeu’z-Zevaid 3/142.
[3] İbni Huzeyme/Sahih 3/191.
[4] Buhari/Savm 5. Müslim/Sıyam 1. Nesai/Sıyam 4.
[5] Kitabu’z-Zühd ve’r-Rekaik/Abdullah ibni Mübarek 935.
[6] Müslim/Salat 215.
[7] Müslim/Tevbe 27. Darimi/Rikak 17. Tirmizi 2526.

..devamı »

Tasarım:-Değmesin Yağlı Boya